top of page

Ruhu Beslemek — Toplum ve İnsan

  • 8 saat önce
  • 3 dakikada okunur

İnsan gözlem yapma ve analiz etme konusunda harikulade evrimleşmiş bir canlı gerçekten. Evrimsel süreçte benzer türlere bu yetenekleriyle baskın gelerek aralarından başarıyla sıyrılmış ve hatta inanılmaz boyutta bir gelişim sağlamıştır. İletişim becerileri de bunun bir sonucu olarak beraber avlanmaya ve hatta duygular ve felsefeler gibi en karmaşık şeyleri dahi açıklamamıza olanak sağlamıştır.


Peki insan bu yeteneklerini eskiden hayatta kalmak ve soyunu devam ettirmek için kullandıysa şimdiki insan ne için kullanıyordu? Her gün kullandığı rutin kelimelerden en çok sohbet ettiği arkadaşlarına, okuduğu yazılardan kaydırdığı sosyal medya içeriklerine kadar hepsi onun iletişiminin bir parçası halindeydi artık. Birisi hakkında onun kullandığı kelimelerden ve aksanından onun hakkında peşin yargılarda bulunabilecek gözlemler yapabiliyordu. Bunu da mı hayatta kalmak için yapıyodu peki, yoksa sadece evrimin bir basamağı mıydı?


İnsanlar hakkında görünüşlerinden ve kullandıkları dilden onlar hakkında önyargıda bulunmak hiç de sıradışı değildir aslında. Hatta bunu tam da bu amaçla yaptığımızı bile söyleyebiliriz. İnsanların ilk izlenimleri bu ilk etkileşimle yani görünüş ve dille gerçekleştirmek, düşmanı ve dostu ayırt etmekte hızlı bir başlangıç için en iyi yöntemtir. İnsanoğlu ise bunu anlamış olacak ki toplumlar ve sosyal gruplar diğerlerinden ayrışmak ve keni aralarında dayanışma ruhununu arttırmak için olsa gerek yöresel kıyafettler ve lehçeler türetmişlerdir. Dışarıdan baktığımızda bu durum insanın gözlem ve iletişim becerilerinin bir sonucu şeklinde basit bir yorum yapabiliriz. Ancak tek sonuç onların hayatta kalmasını sağlamak için geliştirdikleri bu mekanizma mıydı?


Bizler farkında olsak da olmasak da bir gün boyunca başımaza gelen hemen her şeyle ruhumuzu besliyoruz. Sohbetlerimizde kullandığımız dilin kelime lügatından seçtiğimiz sözcüklerden bir instagram hikayesinden görüp etkilendiğimiz giyim tarzına kadar o gün girdiğimiz bütün etkileşimlerin bir sonucu haline dönüşüyoruz yavaşça. Yaşadığımız şehirler, karşımıza çıkan haberler ve hatta yediklerimizin kalitesine kadar. Peki bu etkenlerin ne kadarı bizim seçimlerimizle değiştirilebilir olabilir? Evrimsel süreçle beraber toplumların hayatta kalmak için ürettikleri mekanizmalar bizim ruhumuz üzerinde söz sahibiydi artık. Mesela anadilimizi ve doğduğumuz şehri değiştiremememizeden dolayı oradan aldığımız kültürel değerler bizden bağımsız, irademiz dışı bir olgudur. Aynı şekilde ailemiz de bu kategoride. Temel olarak bu üç olgu bizlerin ruhunu ilk aşamada besleyen adeta ruhumuzun omurgasını oluşturan yapılardır ve üzerlerinde pek bir özgürlüğümüz yoktur. Öte yandan sonrasında girip çıkacağımız ortamlar, arkadaşlıklarımız, okuyacağımız eserler veya yaşayacağımız şehirler irademizin sonsuz denizinden seçilmeyi bekler.


Genelde ilk saydığım irademiz dışındaki kavramlarda suç bulmayı çok severiz. Ruhumuzu onların kirlettiğini, daha iyi bir hayata sahip olmak için o değiştiremediğimiz şeylerle cebelleşiririz. Halbuki bu tarafta gözümüzden kaçan bize sunulan bir özgürlük vardır. Ruhumuzun omurgası hayatımızın ilk döneminde sağlam oturmuş veya oturmamış olsun fark etmeksizin onu güçlendirebilecek ve temiz tutabilecek yöntemler elimizin altındadır. Sokağa her adım attığımızda dahi bu bilinçe adımlarımızı attığımızda, karşımıza çıkan olayların ister istemez o narin ruhlarımıza dokunacağı bilinci aklımıza yer ederse zarar da minimum olur.


Dediğim gibi seçme özgürlüğümüz var ama bazen güçlükler ve engeller paçamızı bırakmaz ve elimizden pek bir şey gelmez. Bu durumlar çok olağan olmakla beraber bu sefer de onlara karşı tutunacağımız tutumlar önemlidir. En büyük zorluklarda dahi ruhumuzu güçlü tutup zehirli oklardan koruyabileceğimiz gerçeğiyle yaşamalıyız. Sonuçta ruhumuzu düşüncelerimiz oluşturuyor ve düşüncerimizi de olaylara karşı olan tutumumuz.


İnsan düşündüğümüzden çok daha güçlü bir canlı. Özellikle ruhuyla olan bağı, belki bu da evrimsel bir gelişimdir, çok güçlü. Gözlem, analiz ve iltişimle oluşturuyor insan düşüncelerini. Ve ne kadar güçlü düşünceleri varsa ruhunu o denli yoğun ve iştah kabartıcı şekilde besliyor. Aklından geçen her fikir bir tuğla görevi görüp sonrasında aslında en yakın arkadaşınız diye bildiğiniz kişiyi oluşturuyor. Yani ruhumuzun anahtarı ne kadar da içimizde aslında görmek istersek. Ve ruhumuzu korumak da beslemek de nihayetinde sadece bizim elimizde. Yunus Emre Çırak

 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör
Dayatılan Düzen

Son zamanlarda bir laftır ağızlarda. Düzen bozuldu. Ne olacak bu düzen? Yoksa hep bozuktu da nesillerdir insanoğlu anlayamamış mıydı?...

 
 
 
Hayattan Beklentilerimiz

Hayattan tam olarak ne bekliyoruz? Ondan beklentilerimiz ve isteklerimiz doğrultusunda mı yaşıyoruz? O halde istediğimiz şeyler,...

 
 
 
Yok Oluş ve Dönüşüm

Yok olmanın tanımı nedir? Mekan ve akan zaman içerisinde artık bulunmamak ortadan kaybolmaya yok olmak denilebilir. Peki aslında böyle...

 
 
 

Yorumlar


20231214_000313_edited.jpg

Merhaba, burada durduğun için teşekkürler.

Ben bir blog yazısıyım. Ve bloga senin yorumların can suyu oluyor. Bana geri bildirimde bulunursan çok sevinirim.

Daha fazlası için abone ol

Aboneliğin için teşekkürler.

  • Instagram
  • Twitter

Aklından geçenleri bana söyle

 

Mesajınız için teşekkürler

© 2035 by Turning Heads. Powered and secured by Wix

bottom of page