Karamazov Kardeşler Üzerine
- 22 saat önce
- 3 dakikada okunur
Üç erkek kardeş. Her birinin damarlarında Karamazov kanı dolanıyor. İyi de ne demek bu Karamazov kanı? Rusçada bir deyim hâlini alan bu kavram, insanın içinde bulunan karanlık duyguların bir misali aslında. İşte bu misal insanda ne kadar dışa vurursa, o denli Karamazov olunuyor belki de. İnsanın doğasına ne denli ters işler yaptığıyla alakalı. Sadece kendi çıkarını düşünüp toplumsal faydayı hiçe saymasıyla doğru orantılı.
Bu Karamazov kanı onlara babaları Fyodor Karamazov’dan miras kalma. Bu insan birçoklarına göre insan türünün en aşağı örneklerinden biri. Öyle ki okurken kendinden nefret ettirecek davranışlarını saymakla bitiremeyiz. Burada garip olan Dostoyevski’nin kendi adını böylesi bir karaktere vermiş olması. Hepimizin içinde, hata kendisinin bile bu karakterden derinlerde bir yerde yaşadığına dair bir tasvirdi belki de bu. Bize olduğumuz insanı ve karakteri içimizde yaşayan insancıklardan seçme şansımız olduğunu ve bu insancıkların hepimizde bulunduğuna işaret ediyordu.
Kardeşlerin karakterlerine geçmeden önce babaların üzerinde biraz daha durmak istiyorum. Bu karakter toplum tarafından sevilmek şöyle dursun, yakınlarında bulunulması bile çok istenmeyen bir insan. Sadece civardakilere göre ekonomik olarak iyi durumda olması ve zamanında yaptığı stratejik evliliklerle nüfuz elde etmiş bir adam. Kadına ve servete düşkünlüğü ise onun hep ayağına pranga vurmuş. Zaten eser boyunca bu duruma defalarca şahit olacağız. Bunların dışında iğneleyici ama bir o kadar laf cambazlığını becerebilen bir üslubu var ki onun kedisine en güvendiği konu bu olacaktı hayatı boyunca.
Ağabey Dimitri bu sorunlu insanın ilk evliliğinden olan oğlu. En büyük kardeş yani. Çocukluğunda sevginin zerresini görmemiş olan bu çocuğa evin uşağı da bakmasa, çocuk açlıktan ölüp gidecektir. Kendi halinde orda burda derken, acılarla büyüyen Dimitri sonrasında subay olacaktır. Yıllarca babasıyla miras kavgasına tutuşacaktır ki, kitabımızda da öykü bu vesileyle başlar. Bu karakter ise babası gibi kadınlara ve kumara düşkündür. Statüyü sever ve gururludur. Ben okurken Dimitri’nin karakter gelişimine de şahit olmak beni bayağı etkilemişti.
Ortanca kardeş İvan ikinci evliliğin ilk çocuğu. Bu kardeş de annesini küçük yaşta kaybeder. Sonrasında ise anne tarafından aile büyükleri tarafından üçüncü ve en küçük kardeş olan Aleksey ile beraber büyütülür. Yirmilerine doğru üniversite okumak için evden ayrılır. Kendisini Aydın ve entelektüel olmaya adar. Bazı eserlerde imzası bulunur. Din ve politika konularında dönemin toplumuna göre aykırı sayılabilecek fikirleri vardır. Okurken Ivan karakterini gerçekten fikir yapısı olarak ve iç dünyası olarak anlayabildim. Belki de en çok altını çizdiğim satırlar onun cümlelerindendir. Sadece bazen kendisiyle çelişiyormuş gibi olan konuşmalarının aslında ben bilerek ve bunun farkında olarak yaptığını düşünüyorum. Bu karakterin de içindeki Karamazovluk inadı ve kendi bildiği yoldan sapmamak olarak ağır basmış.
Geldik en küçük kardeş Aleksey’e. Benim okurken en keyif aldığım, en çok empati kurabildiğim karakter Aleksey oldu açıkçası. Düşünceleri ve olaylar karşısında verdiği tepkilerin olgunluğu beni gerçekten hayrete düşürüyordu. Bu karakterin de gelişimi Ivan gibi anne tarafından aile büyüklerinin etrafında gelişiyor. Öyle ki en çok sevgi gören çocuk da kendisi oluyor. Bunu kitapta sevimli olmasının da bir sonucu olarak görüyoruz. Ben ise olaylar karşındaki bakış açısına yoruyorum. Öyle ki, Karamazov ismini iyi temsil eden tek aile ferdi kendisi. Ayrıca Aleksey ergenliğinden sonra kilise hayatına adım atıyor. Ruhani yönü güçlü olan bu karakterimiz burada tanıştığı bir dini önderle yakınlık kuruyor. Bu dini lider, namı diğer Zosima da okurken beni çok etkileyen bir diğer isim.
Kitabın yine ana karakterlerinden olan ama pek önemsenmeyen bir diğer ismi de baba Karamazov’un gayrimeşru ve aynı zamanda sonrasında uşağı olacak Smerdyakov. Bu karakter için aşağılık kompleksinin vücut bulmuş hâli denilebilir direkt. Okurken size rahatsızlık verecek bir diğer isim kendisi.
Kitap olay örgüsü olarak da çok merak uyandırıcı ve etkileyici olsa da bence asıl vurucu noktası içinde barındırdığı felsefi, ideolojik ve dini fikirleri. Her karakterin neredeyse ayrı bir felsefeyi benimsediğini ve bunlar üzerine yaptıkları diyaloglar birçok felsefe kitabında dahi eşine rastlanılmaz cinsten. Ayrıca daha psikanalizin ortaya çıkmadığı o yıllarda Dostoyevski’nin yaptığı psikolojik analizler hayran bırakıcı. Biraz psikolojik birikime sahip birinin okurken alacağı keyif bir başka olacaktır.
Toparlayacak olursam, Karamazov Kardeşler gerçekten bir başyapıt. Bunu ise olay örgüsünden ziyade katmanlı yapısı, derinliği ve bütün sosyal bilimleri içerisinde harmanlamasıyla başarıyor bence. Okurken sadece olay örgüsü bekleyenler için hayal kırıklığı yaşatabileceğine de değinmem gerek. Zaten hikayede geçen sayısız karakter, Rus toplumunun o yıllardaki karmaşıklığı ve uzun felsefi diyaloglar olay örgüsüne bağlanmayı güç duruma getirebilir. Ben okurken bunları bir eksi olarak değerlendirmediğimden, aksine ilgimi çektiğinden çok hoşuma gitti. Sadece kitabı bitirdikten sonra içimde oluşan ağırlık bir müddet Rus edebiyatı yerine farklı kitaplar okumaya itti. Yorucu ama doyumu yüksek bir kitap anlayacağınız üzere. Okuyun, ağır ağır, içselleştirerek ve analiz ederek okuyun. Her 15 senede bir okunması gereken bir kitap hatta. Birçok büyük yazar ve psikoloğun da başucu kitabı olduğunu da hatırlatmak istiyorum. Sanırım artık aynısı benim için de geçerli.
Yunus Emre Çırak

Yorumlar